Ramazan'la birlikte birçok kişi için ağız kokusu, önemli bir sağlık sorunu oluyor. Sahurdan sonra dişleri fırçalamadan yatmanın ağız kokusunun tek nedeni olmadığını açıklayan Özel Hizmet Hastanesi'nden diş hekimi Doğan Kontacı şöyle devam etti:
"Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda ağız içi kaynaklıdır. Ağız içi bir enfeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı ya da sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olur." İçecek ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanarak ağız kokusunun önüne geçilebileceğini belirten Diş Hekimi Kontacı, "Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Eğer varsa tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun bir öneri olabilir" dedi.
28 Kasım 2007 Çarşamba
Migrenlilerin beyni farklı mı?
Bilim adamları migrene yakalanan hastaların beyinlerindeki duyu bölgelerinin daha farklı olduğunu saptadı.
Migrenli hastalarda korteksin bir kısmının, migrene yakalanmayan kişilere kıyasla daha kalın olduğu belirlendi. Ancak henüz anlaşılamayan nokta bu farklılığın mı migrene yol açtığı, yoksa migrenin mi beyni değiştirdiği.
Boston'daki Massachusetts Hastanesi'nce yürütülen nöroloji araştırmasında, migrene yakalanan 24 kişiyle migrensiz 12 kişi kıyaslandı. İnceleme sonunda migrenli kişilerin somatosensori korteks bölgelerinin, yüzde 21 oranında daha kalın olduğu saptandı.
Aşırı uyarılma
Araştırmaya öncülük eden doktor Nouchine Hadjikhani, "Sık sık başgösteren migren krizleri, beyindeki bu yapısal değişikliklere yol açıyor ya da migren bu değişiklik yüzünden meydana geliyor olabilir" dedi.
Bu insanların çoğunun, çocukluklarından beri migren ağrısı çektiklerini kaydeden Dr. Hadjikhani, korteksin duyu bölgelerinin uzun süreyle aşırı şekilde uyarılmasının bu tür değişiklikler yaratabileceğini belirtti. "Migrene yakalananlar, doğal olarak, uyarılmaya karşı daha hassas da olabilirler" diyen Dr. Hadjikhani, yapılan araştırma sonunda beyindeki duyu mekanizmalarının migrenin önemli unsurları olduğunu anladıklarını söyledi.
Şimdi daha da açık!
Dr. Nouchine Hadjikhani, "Bu da migrenli hastalarda sırt ağrısı, çene ağrısı ve allodini gibi, hafif bir esintinin bile acı verdiği cilt hassasiyeti vakalarına da rastlamamızın bir açıklaması olabilir" dedi. Yeni veriler, migrenin bir beyin hastalığı olduğunu daha da açık şekilde gösteriyor.
Prof. Peter Goadsby, Londra Üniversitesi Nöroloji Enstitüsü
Migreni tedavi etmek için çok büyük çaba harcandığına işaret eden Dr. Hadjikhani, migren krizi başlamadan önlenebilirse, beyinde değişiklikler meydana gelmesinin de önüne geçilebileceğini, böylece hastaların ağrılara aşırı duyarlı olmalarının engellenebileceğini kaydetti.
Migren krizlerinin sıklığını ve şiddetini azaltma konusunda, bir dereceye kadar etkili olduğu gözlenen ilaçlar arasında, propranolol gibi beta blokörler ve amitriptiline giibi antidepresanlar bulunuyor.
Beyindeki değişiklikler
Daha önceki araştırmalar, Multipl Skleroz (MS) ve Alzheimer gibi nörolojik bozukluklarda korteksin inceldiğini gösteriyordu. Korteksin, somatosensori bölgesi dışındaki kısımlarında aşırı yoğunlukta alınan eğitim sonucunda da bir kalınlaşma görülebiliyor.
Migren Eylem Derneği adlı kuruluşta görevli Dr. Andrew Dowson, halen kronik ağrıların merkezî sinir sistemi üzerindeki etkilerini araştırmak için, birçok uluslararası araştırma yapıldığını kaydetti. Dr. Dowson ufak bir grup üzerinde yürütülen araştırmanın migrenin yol açtığı sonuçlar ve hatta migrene yol açan nedenler konusunda önemli ipuçları verebileceğini kaydetti.
Londra Üniversitesi Nöroloji Enstitüsü'nden Prof. Peter Goadsby de "Yeni veriler migrenin bir beyin hastalığı olduğunu daha da açık şekilde gösteriyor" dedi. Prof. Goadsby "Bu bulgular, beynin ağrı sinyalleri ya da ışık ve ses gibi uyarılar karşısında gösterdiği değişimle tutarlı" dedi; sözkonusu değişimlerin bir hasar anlamına gelmediğini, büyük olasılıkla beynin böylece hastalığa uyum sağladığını söyledi.
Migrenli hastalarda korteksin bir kısmının, migrene yakalanmayan kişilere kıyasla daha kalın olduğu belirlendi. Ancak henüz anlaşılamayan nokta bu farklılığın mı migrene yol açtığı, yoksa migrenin mi beyni değiştirdiği.
Boston'daki Massachusetts Hastanesi'nce yürütülen nöroloji araştırmasında, migrene yakalanan 24 kişiyle migrensiz 12 kişi kıyaslandı. İnceleme sonunda migrenli kişilerin somatosensori korteks bölgelerinin, yüzde 21 oranında daha kalın olduğu saptandı.
Aşırı uyarılma
Araştırmaya öncülük eden doktor Nouchine Hadjikhani, "Sık sık başgösteren migren krizleri, beyindeki bu yapısal değişikliklere yol açıyor ya da migren bu değişiklik yüzünden meydana geliyor olabilir" dedi.
Bu insanların çoğunun, çocukluklarından beri migren ağrısı çektiklerini kaydeden Dr. Hadjikhani, korteksin duyu bölgelerinin uzun süreyle aşırı şekilde uyarılmasının bu tür değişiklikler yaratabileceğini belirtti. "Migrene yakalananlar, doğal olarak, uyarılmaya karşı daha hassas da olabilirler" diyen Dr. Hadjikhani, yapılan araştırma sonunda beyindeki duyu mekanizmalarının migrenin önemli unsurları olduğunu anladıklarını söyledi.
Şimdi daha da açık!
Dr. Nouchine Hadjikhani, "Bu da migrenli hastalarda sırt ağrısı, çene ağrısı ve allodini gibi, hafif bir esintinin bile acı verdiği cilt hassasiyeti vakalarına da rastlamamızın bir açıklaması olabilir" dedi. Yeni veriler, migrenin bir beyin hastalığı olduğunu daha da açık şekilde gösteriyor.
Prof. Peter Goadsby, Londra Üniversitesi Nöroloji Enstitüsü
Migreni tedavi etmek için çok büyük çaba harcandığına işaret eden Dr. Hadjikhani, migren krizi başlamadan önlenebilirse, beyinde değişiklikler meydana gelmesinin de önüne geçilebileceğini, böylece hastaların ağrılara aşırı duyarlı olmalarının engellenebileceğini kaydetti.
Migren krizlerinin sıklığını ve şiddetini azaltma konusunda, bir dereceye kadar etkili olduğu gözlenen ilaçlar arasında, propranolol gibi beta blokörler ve amitriptiline giibi antidepresanlar bulunuyor.
Beyindeki değişiklikler
Daha önceki araştırmalar, Multipl Skleroz (MS) ve Alzheimer gibi nörolojik bozukluklarda korteksin inceldiğini gösteriyordu. Korteksin, somatosensori bölgesi dışındaki kısımlarında aşırı yoğunlukta alınan eğitim sonucunda da bir kalınlaşma görülebiliyor.
Migren Eylem Derneği adlı kuruluşta görevli Dr. Andrew Dowson, halen kronik ağrıların merkezî sinir sistemi üzerindeki etkilerini araştırmak için, birçok uluslararası araştırma yapıldığını kaydetti. Dr. Dowson ufak bir grup üzerinde yürütülen araştırmanın migrenin yol açtığı sonuçlar ve hatta migrene yol açan nedenler konusunda önemli ipuçları verebileceğini kaydetti.
Londra Üniversitesi Nöroloji Enstitüsü'nden Prof. Peter Goadsby de "Yeni veriler migrenin bir beyin hastalığı olduğunu daha da açık şekilde gösteriyor" dedi. Prof. Goadsby "Bu bulgular, beynin ağrı sinyalleri ya da ışık ve ses gibi uyarılar karşısında gösterdiği değişimle tutarlı" dedi; sözkonusu değişimlerin bir hasar anlamına gelmediğini, büyük olasılıkla beynin böylece hastalığa uyum sağladığını söyledi.
Felçli hastalara müjde!
Felçli hastalar beyin dalgalarıyla hareket özgürlüğü kazanabilecek. Nasıl mı? İşte cevabı.
Japon bilimadamları, felç geçiren hastalar için sanal dünyada da olsa hareket özgürlüğüne sahip olabilecekleri yeni bir teknoloji icat etti. Bu teknoloji sayesinde, hasta, beyin dalgalarını kullanarak fiziksel olarak yapamadığı hareketleri sanal dünyada yapabilecek.
Haberin devamı
Japon bilimadamları, gelecek yıldan itibaren felç geçiren kişilere sanal ortamda ikinci bir hayat sunmaya hazırlanıyor. Tek ihtiyaç duyulansa beyin gücü ve konsantrasyon.
Uzmanların geliştirdiği yeni teknoloji sayesinde, felçli bir hasta bir çok şeyi tamamen beyin dalgalarıyla yapabiliyor..
Sistem, hastanın vücuduna takılan elektrodlarla beyin faaliyetlerine bağlı olarak oluşan elektrik akımlarını yorumlayan bir bilgisayara bağlı olarak çalışıyor.
Japon bilimadamı Junichi Ushiba, “bu teknoloji sayesinde felçlilerin hareket etmek istediklerini anlayabiliriz. Ayrıca felçli kişiler internette alışveriş yapabilir, iş kurabilir hatta insanlarla sohbet edebilirler” dedi.
Bilimadamları gelecekte bu teknolojiyi geliştirerek sadece düşünce gücüyle hareket edebilecek sibernetik organlar icat etmeyi hedefliyor.
Yeni teknolojinin, gelecek yıl felçi hastaların kullanımına sunulması bekleniyor.
Japon bilimadamları, felç geçiren hastalar için sanal dünyada da olsa hareket özgürlüğüne sahip olabilecekleri yeni bir teknoloji icat etti. Bu teknoloji sayesinde, hasta, beyin dalgalarını kullanarak fiziksel olarak yapamadığı hareketleri sanal dünyada yapabilecek.
Haberin devamı
Japon bilimadamları, gelecek yıldan itibaren felç geçiren kişilere sanal ortamda ikinci bir hayat sunmaya hazırlanıyor. Tek ihtiyaç duyulansa beyin gücü ve konsantrasyon.
Uzmanların geliştirdiği yeni teknoloji sayesinde, felçli bir hasta bir çok şeyi tamamen beyin dalgalarıyla yapabiliyor..
Sistem, hastanın vücuduna takılan elektrodlarla beyin faaliyetlerine bağlı olarak oluşan elektrik akımlarını yorumlayan bir bilgisayara bağlı olarak çalışıyor.
Japon bilimadamı Junichi Ushiba, “bu teknoloji sayesinde felçlilerin hareket etmek istediklerini anlayabiliriz. Ayrıca felçli kişiler internette alışveriş yapabilir, iş kurabilir hatta insanlarla sohbet edebilirler” dedi.
Bilimadamları gelecekte bu teknolojiyi geliştirerek sadece düşünce gücüyle hareket edebilecek sibernetik organlar icat etmeyi hedefliyor.
Yeni teknolojinin, gelecek yıl felçi hastaların kullanımına sunulması bekleniyor.
Zayıflatan 5 süper yiyecek
İşte zayıflamanızı sağlayacak 5 süper besin. Bu yiyecekleri günlük diyetinizin bir parçası haline getirin ve kilolarınız kayboluşunu izleyin.
Bazı besinlerle kilo vermek gerçekten zordur. Bu besinler yeniden yeme isteği oluşturur (“bir daha yiyeyim!”), kan şekerinizle savaşır ve sonuçta galip geldiğinde beliniz kalınlaşır. Fakat bazı besinler bunun tam tersi tepki verirler. Mutlaka brokoliyi ve yaban mersinini duymuşsunuzdur, bunlar sizin bedeninizi dengede tutar. Bu yiyeceklerinizi günlük diyetinizin bir parçası haline getirin ve kilolarınız kayboluşunu izleyin.
Greyfurt: Hiç greyfurt diyetini denediniz mi? Uzun araştırmalar sonucunda greyfurt kilo savaşçısı olarak ün kazandı. Son zamanlarda Kaliforniya Scripps Kliniği'ndeki bilim adamları greyfurdun etkileri üzerinde yaptıkları çalışmalarında yemekten önce yenilen yarım greyfurtun, kilo vermeye yardımcı olduğunu buldu. Buna göre greyfurt kapsülleri, greyfurt suları içmek ve greyfurt yemek kilo vermede çok etkili. Bu 3 şık arasında en iyi etkiyi gerçek greyfurt sağlıyor. Bunlara ek olarak greyfurt içerisinde kanserle savaşan liminoids ve lycopene içerir. Kırmızı greyfurt da insan vücudundaki kolesterol oranını düşürmeye yardımcı olur. Bir greyfurdun yarısı sadece 39 kaloridir.
Sardalya: Sardalya bu zamana kadar ki en sağlıklı besindir ve kilo vermek için çok iyi bir ortaktır. Her şeyden önce Sardalya protein yüklü bir besindir ve kan şekerini dengeleme özelliğine sahiptir. Tam ve yenilenmiş bir metabolizmaya sahip olmanızı sağlar. İkinci büyük deposu omega 3’ tür. Sadece kardiyovaküler bölgeyi güçlendirmekle kalmaz moral ve motivasyonunuzu yükseltmenizi sağlar. (İyi hissetiğiniz için abur cuburdan uzak durmaya başlarsınız.) Sardalya besin zincirinde türüne az rastlanacak derece zarar verici özelliği en az olan bir besindir.
Balkabağı: En iyi kilo verdirebilecek besinler arasındadır. Uzun süre konserve halinde saklanılmış balkabağında yüksek olanda lif vardır ve buna karşılık 40 kalori kadar düşük bir kalori oranına sahiptir. Uzun araştırmalar sonucunda elde edilen bilgilere göre, lifler insan sağlığı için çok önemlidir ve kilo düzenlenmesinde de büyük yararları bulunur. Balkabağı dünyada yetiştirilmesi en kolay sebzelerdendir. Tatlandırıcılarla tatlandırıp, bir tutam tarçın, badem ve hindistan cevizi ekleyerek kan sekerinizi düşürebilirsiniz.
Sığır eti: Et çok iyi bir diyet besinidir çünkü içinde antibiyotik, steroid ve hormon içermez. Eğer etten kendimizi sakınırsak kötü sonuçlarla karşılaşabiliriz. Yüksek protein diyetleri çeşitli sebeplerden dolayı kilo kaybına neden olur. İçerdiği protein metabolizmayı uyarır, daha uzun süre tok hissettirir ve iştahınızı azaltır. Ayrıca, sığır eti yüksek miktarda omega 3 içerir bu da size sağlıklı bir hayat kazandırır.
Yeşil çay: Besin değeri taşımayan bitki kilo vermenizi hızlandırır ve incelmemizde bize çok yardımcı olur. Yüksek oranda antioksidan içerir, kalp sağlığımızı destekler, sindirime yardımcı olarak kan şekerini ve vücut sıcaklığını ayarlar. Metabolizmayı hızlandırı, yağ oksidasyonunu artırır. Bu şekilde kilo vermemizde bize yardımcı olur. Bazı araştırmalara göre günde 5 fincan yeşil çay kilo vermek için sihirli bir dokunuş, rahatlamak için iyi bir yoldur.
Bazı besinlerle kilo vermek gerçekten zordur. Bu besinler yeniden yeme isteği oluşturur (“bir daha yiyeyim!”), kan şekerinizle savaşır ve sonuçta galip geldiğinde beliniz kalınlaşır. Fakat bazı besinler bunun tam tersi tepki verirler. Mutlaka brokoliyi ve yaban mersinini duymuşsunuzdur, bunlar sizin bedeninizi dengede tutar. Bu yiyeceklerinizi günlük diyetinizin bir parçası haline getirin ve kilolarınız kayboluşunu izleyin.
Greyfurt: Hiç greyfurt diyetini denediniz mi? Uzun araştırmalar sonucunda greyfurt kilo savaşçısı olarak ün kazandı. Son zamanlarda Kaliforniya Scripps Kliniği'ndeki bilim adamları greyfurdun etkileri üzerinde yaptıkları çalışmalarında yemekten önce yenilen yarım greyfurtun, kilo vermeye yardımcı olduğunu buldu. Buna göre greyfurt kapsülleri, greyfurt suları içmek ve greyfurt yemek kilo vermede çok etkili. Bu 3 şık arasında en iyi etkiyi gerçek greyfurt sağlıyor. Bunlara ek olarak greyfurt içerisinde kanserle savaşan liminoids ve lycopene içerir. Kırmızı greyfurt da insan vücudundaki kolesterol oranını düşürmeye yardımcı olur. Bir greyfurdun yarısı sadece 39 kaloridir.
Sardalya: Sardalya bu zamana kadar ki en sağlıklı besindir ve kilo vermek için çok iyi bir ortaktır. Her şeyden önce Sardalya protein yüklü bir besindir ve kan şekerini dengeleme özelliğine sahiptir. Tam ve yenilenmiş bir metabolizmaya sahip olmanızı sağlar. İkinci büyük deposu omega 3’ tür. Sadece kardiyovaküler bölgeyi güçlendirmekle kalmaz moral ve motivasyonunuzu yükseltmenizi sağlar. (İyi hissetiğiniz için abur cuburdan uzak durmaya başlarsınız.) Sardalya besin zincirinde türüne az rastlanacak derece zarar verici özelliği en az olan bir besindir.
Balkabağı: En iyi kilo verdirebilecek besinler arasındadır. Uzun süre konserve halinde saklanılmış balkabağında yüksek olanda lif vardır ve buna karşılık 40 kalori kadar düşük bir kalori oranına sahiptir. Uzun araştırmalar sonucunda elde edilen bilgilere göre, lifler insan sağlığı için çok önemlidir ve kilo düzenlenmesinde de büyük yararları bulunur. Balkabağı dünyada yetiştirilmesi en kolay sebzelerdendir. Tatlandırıcılarla tatlandırıp, bir tutam tarçın, badem ve hindistan cevizi ekleyerek kan sekerinizi düşürebilirsiniz.
Sığır eti: Et çok iyi bir diyet besinidir çünkü içinde antibiyotik, steroid ve hormon içermez. Eğer etten kendimizi sakınırsak kötü sonuçlarla karşılaşabiliriz. Yüksek protein diyetleri çeşitli sebeplerden dolayı kilo kaybına neden olur. İçerdiği protein metabolizmayı uyarır, daha uzun süre tok hissettirir ve iştahınızı azaltır. Ayrıca, sığır eti yüksek miktarda omega 3 içerir bu da size sağlıklı bir hayat kazandırır.
Yeşil çay: Besin değeri taşımayan bitki kilo vermenizi hızlandırır ve incelmemizde bize çok yardımcı olur. Yüksek oranda antioksidan içerir, kalp sağlığımızı destekler, sindirime yardımcı olarak kan şekerini ve vücut sıcaklığını ayarlar. Metabolizmayı hızlandırı, yağ oksidasyonunu artırır. Bu şekilde kilo vermemizde bize yardımcı olur. Bazı araştırmalara göre günde 5 fincan yeşil çay kilo vermek için sihirli bir dokunuş, rahatlamak için iyi bir yoldur.
26 Kasım 2007 Pazartesi
Kilo Verin Ömrünüz Uzasın
Kilo vermenin artık estetik bir sorundan çok yaşamsal bir gereklilik olduğunu vurgulayan uzmanlar uyarıyor: Fazla kilo şeker, yüksek tansiyon ve kalp krizinin yanında kansere yakalanma riskini de arttırıyor.
Yapılan bilimsel araştırmalara göre 5 kilo verilmesinin ardından; şeker hastalığı oluşma olasılığı % 50 azalırken kişinin ömrü 3-4 yıl uzuyor. 10 kilo verilmesi durumunda ise kansere bağlı ölüm olasılığı % 37, kalp hastalığına bağlı ölüm olasılığı da % 15 oranında azalıyor.
Obezite yani şişmanlık küresel boyutta bir halk estetik cerrahi sorunu olarak Dünya estetik cerrahi Örgütü’nün gündeminde ilk sıralarda yer alıyor. Araştırmalar son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde şişman insan sayısında hissedilir bir düzeyde artış olduğunu gösteriyor. ABD ve İngiltere bu estetik cerrahi sorununa en sık rastlanan ülkelerin başında geliyor.
ŞİŞMANLIK NEDEN ARTIYOR?
Memorial Hastanesi Suadiye Polikliniği’nden Uzm. Dr. Soner Dileklen şişmanlığın görülme sıklığının neden arttığını anlattı:
“Teknolojinin ve bilimin ilerlemesi, son yıllardaki ekonomik düzelmeler insanların daha rahat ve hareketsiz bir yaşama itmiştir. Buna fast food tarzı beslenme alışkanlıkları da eklenince şişmanlık kaçınılmaz olmaktadır. Ülkemizde de gelinen noktada şişman insan sayısında hissedilir bir artış gözlenmektedir. Ülkemiz insanının hamur işi ve tatlıya olan bağlılığı açısından tarihsel bir geçmişinin olduğunu da hesaba katılırsa gelecekte ciddi bir şişman popülasyonu ile karşı karşıya kalacağımız kesindir. Şişmanlık hep estetik yönü ile gündeme gelmektedir. Aslında büyük bir buz dağının sadece görünen kısmıdır estetik. Yapılan araştırmalar bize şişmanlığın kara yüzünü göstermiştir. Şişmanlık akciğer kapasitesini % 20-30 oranında azaltır. Beraberinde sigara içimi veya kronik bronşit gibi hastalıklar da varsa kişinin bir süre sonra nefes alabilmesi imkansız hale gelir. ”
ŞEKER HASTALIĞINA DİKKAT!
Şişman bireylerde şeker hastalığı oluşma oranının normal bir bireye göre 40 kat daha fazla olduğunu belirten Uzm. Dr. Dileklen, kırk yaşından sonra ailesinde şeker hastalığı olan şişman bireylerin şeker hastalığı olma olasılığının % 100’e yakın olduğunu söyledi. Şişman bireylerde 4-5 kat daha fazla yüksek tansiyona rastladıklarının altını çizen Uzm. Dr. Dileklen şöyle devam etti:
“Hipertansiyonun yanı sıra kalp hastalığı ve kalp krizi geçirme ihtimali de 3-4 kat daha fazla saptanmıştır. Enteresan bir bulgu da şişmanlarda kansere olan eğilimin normal bireylere oranla daha yüksek görülmesidir. Özellikle akciğer kanseri 2-3 kat, prostat kanseri ise 2 kat daha fazla saptanmıştır. Şişmanlarda ki bir diğer problem de safra kese taşlarıdır. Safra kese taşı oluşma ihtimali normal bir bireye göre 4-5 kat fazladır. Özellikle karaciğer yağlanması olasılığı da bu bireylerde hissedilir düzeyde artmaktadır.”
Yapılan bilimsel araştırmalara göre 5 kilo verilmesinin ardından;
Şeker hastalığı oluşma olasılığı % 50 azalmakta
Şeker hastalığına bağlı ölümler %40 azalmakta
Kişinin ömrü 3-4 yıl uzamaktadır.
10 kilo verilmesi durumunda ise :
Herhangi bir sebepten ölüm olasılığı % 20 azalmakta
Kansere bağlı ölüm olasılığı % 37 azalmakta
Kansere yakalanma olasılığı % 40 azalmakta
Kalp hastalığına bağlı ölüm olasılığı % 15 azalmakta
Kişilerin genel hastaneye yatış ihtimali %25 azalmakta
Son olarak yaşam süresi 5-6 yıl uzamaktadır
Uzm. Dr. Soner Dileklen, kilo vermenin artık estetik bir sorundan çok yaşamsal bir gereklilik olduğununun altını çizdi.
Yapılan bilimsel araştırmalara göre 5 kilo verilmesinin ardından; şeker hastalığı oluşma olasılığı % 50 azalırken kişinin ömrü 3-4 yıl uzuyor. 10 kilo verilmesi durumunda ise kansere bağlı ölüm olasılığı % 37, kalp hastalığına bağlı ölüm olasılığı da % 15 oranında azalıyor.
Obezite yani şişmanlık küresel boyutta bir halk estetik cerrahi sorunu olarak Dünya estetik cerrahi Örgütü’nün gündeminde ilk sıralarda yer alıyor. Araştırmalar son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde şişman insan sayısında hissedilir bir düzeyde artış olduğunu gösteriyor. ABD ve İngiltere bu estetik cerrahi sorununa en sık rastlanan ülkelerin başında geliyor.
ŞİŞMANLIK NEDEN ARTIYOR?
Memorial Hastanesi Suadiye Polikliniği’nden Uzm. Dr. Soner Dileklen şişmanlığın görülme sıklığının neden arttığını anlattı:
“Teknolojinin ve bilimin ilerlemesi, son yıllardaki ekonomik düzelmeler insanların daha rahat ve hareketsiz bir yaşama itmiştir. Buna fast food tarzı beslenme alışkanlıkları da eklenince şişmanlık kaçınılmaz olmaktadır. Ülkemizde de gelinen noktada şişman insan sayısında hissedilir bir artış gözlenmektedir. Ülkemiz insanının hamur işi ve tatlıya olan bağlılığı açısından tarihsel bir geçmişinin olduğunu da hesaba katılırsa gelecekte ciddi bir şişman popülasyonu ile karşı karşıya kalacağımız kesindir. Şişmanlık hep estetik yönü ile gündeme gelmektedir. Aslında büyük bir buz dağının sadece görünen kısmıdır estetik. Yapılan araştırmalar bize şişmanlığın kara yüzünü göstermiştir. Şişmanlık akciğer kapasitesini % 20-30 oranında azaltır. Beraberinde sigara içimi veya kronik bronşit gibi hastalıklar da varsa kişinin bir süre sonra nefes alabilmesi imkansız hale gelir. ”
ŞEKER HASTALIĞINA DİKKAT!
Şişman bireylerde şeker hastalığı oluşma oranının normal bir bireye göre 40 kat daha fazla olduğunu belirten Uzm. Dr. Dileklen, kırk yaşından sonra ailesinde şeker hastalığı olan şişman bireylerin şeker hastalığı olma olasılığının % 100’e yakın olduğunu söyledi. Şişman bireylerde 4-5 kat daha fazla yüksek tansiyona rastladıklarının altını çizen Uzm. Dr. Dileklen şöyle devam etti:
“Hipertansiyonun yanı sıra kalp hastalığı ve kalp krizi geçirme ihtimali de 3-4 kat daha fazla saptanmıştır. Enteresan bir bulgu da şişmanlarda kansere olan eğilimin normal bireylere oranla daha yüksek görülmesidir. Özellikle akciğer kanseri 2-3 kat, prostat kanseri ise 2 kat daha fazla saptanmıştır. Şişmanlarda ki bir diğer problem de safra kese taşlarıdır. Safra kese taşı oluşma ihtimali normal bir bireye göre 4-5 kat fazladır. Özellikle karaciğer yağlanması olasılığı da bu bireylerde hissedilir düzeyde artmaktadır.”
Yapılan bilimsel araştırmalara göre 5 kilo verilmesinin ardından;
Şeker hastalığı oluşma olasılığı % 50 azalmakta
Şeker hastalığına bağlı ölümler %40 azalmakta
Kişinin ömrü 3-4 yıl uzamaktadır.
10 kilo verilmesi durumunda ise :
Herhangi bir sebepten ölüm olasılığı % 20 azalmakta
Kansere bağlı ölüm olasılığı % 37 azalmakta
Kansere yakalanma olasılığı % 40 azalmakta
Kalp hastalığına bağlı ölüm olasılığı % 15 azalmakta
Kişilerin genel hastaneye yatış ihtimali %25 azalmakta
Son olarak yaşam süresi 5-6 yıl uzamaktadır
Uzm. Dr. Soner Dileklen, kilo vermenin artık estetik bir sorundan çok yaşamsal bir gereklilik olduğununun altını çizdi.
Diyet Yaparken Nelere Dikkat Etmeli
Sık sık, azar azar beslenmek metabolizmayı hızlandırdığı gibi, yavaş yemeyi de sağlar. Aç kalmak ve öğün atlamak, bir sonraki öğünde hem hızlı hem de fazla yemek yenilmesine neden olur.
Kilo fazlası olanlar genelde öğün atlayarak, hiçbir şey yemeyerek sonuç almaya çalışır. Böyle bir davranış, vücudu açlıktan ölme paniğine sürükler ve ‘kıtlık’ moduna geçen metabolizma yavaşlar, yağ yakmak yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama yoluna gider. Bu nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmaması ve 2.5 - 3 saatlik aralıklarla beslenilmesi gerekir.
Dünya estetik cerrahi Örgütü’nün 2000 yılı estetik cerrahi raporunda şişmanlık, “vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir estetik cerrahi sorunu” olarak tanımlanıyor. Aşırı besin alımı, yetersiz fiziksel aktivite, kalıtım, nöroendokrin etmenler, psikolojik sorunlar, cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı, sigarayı bırakma, alkol kullanımı gibi faktörlere bağlı olarak gelişen şişmanlık tek başına olduğu gibi komplikasyonları ile de yaşam süresini kısaltan ve yaşam kalitesini düşüren ciddi bir hastalık.
Komplikasyonları arasında ilk akla gelenler: Kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık... şeklinde sıralanabilir.
Çağımızın bu önemli estetik cerrahi sorununu çözmek için ne yapmalıyız? Her gün gazete, dergi, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçlarında onlarca “şok diyetler” ile karşılaşıyoruz. Genel ilkeleri benzer olmakla birlikte diyet mutlaka “kişiye özel” olarak hazırlanmalı. Çünkü herkesin metabolizması farklılıklar gösterir, tıpkı parmak izi gibi. Öte yandan kilo fazlası olanlar genelde aç kalarak, öğün atlayarak, hiçbir şey yemeyerek sonuç almaya çalışır. Böylesi bir davranış, vücudu açlıktan ölme paniğine sürükler ve “kıtlık” moduna geçen metabolizma yavaşlar, yağ yakmak yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama yoluna gider. Buna karşılık sık sık, azar azar beslenmek metabolizmayı hızlandırdığı gibi, yavaş yemeyi de sağlar. Aç kalmak ve öğün atlamak, bir sonraki öğünde hem hızlı hem de fazla yemek yenilmesine neden olur. O nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmamalı, 2.5 - 3 saatlik aralıklarla beslenilmelidir.
Katı margarin, tereyağı, kaymak, krema, mayonez, cipsler, soslar, kuruyemişler gibi enerji değeri yüksek, öte yandan hiçbir besleyici değeri olmayan yağlı yiyeceklerden, kızartma ve kavurma işlemlerinden olabildiğince kaçınmakta yarar var. Şeker ve şeker içeren besinler (bal, reçel, pekmez, hazır meyve suları, gazlı içecekler, tatlılar vs) kana tamamen ve hızla karışırlar. Pankreastan salınan insülin hormonu ile kan şekeri düşer ve tekrar tatlı yeme isteği doğar. Dolayısıyla şeker ve şeker içeren besinler kan şekerinde ani dalgalanmalara yol açarlar. Halbuki şeker tadından vazgeçemeyenler için üretilen, şeker yerine kullanılabilen, aynı tadı verebilen, estetik cerrahi açısından sakıncası bulunmayan, düşük kalorili veya kalori içermeyen yapay tatlandırıcılar ile kan şekerindeki dalgalanmaları ve tatlı isteğini ortadan kaldırmak mümkün olabilir.
Suyun; alınan besinlerin sindiriminden, metabolik atıkların dışarı atılmasına kadar her aşamada çok önemli görevleri bulunur. Bu nedenle günlük sıvı tüketimi arttırılmak gerekir. Katkısız, en iyi çözücü su olduğu için günde 8-10 bardak su içilmesi tavsiye edilir. Diyet yaparken çay, kahve, bitki ve meyve çaylarını şekersiz ya da en azından yapay tatlandırıcılar ile gazlı içeceklerin de light olanlarını tercih edin.
Ayrıca posalı yani lifli besinlerin tüketimi arttırın. Posalı besinler kan şekerini, kan basıncını (tansiyonu) ve kan kolesterolünü istenilen seviyede tutmaya yardımcı olur. Midede, su ile birlikte hacimlerinin 20 katı kadar şişerler; tokluk, doygunluk hissi sağlarlar. Ayrıca dışkılama sayısını ve sıklığını arttırırlar. Kabızlık şikayeti varsa ortadan kalkar, böylelikle kilo vermeye de yardımcı olurlar. Kalın bağırsak kanserinden koruyucu etkileri de mevcuttur. Bu yüzden haftada 2-3 kere kurubaklagil yemeği yenilmesi önerilir. Buğday ekmeği yerine kepek, çavdar, yulaf ekmeğini; pirinç yerine de bulguru tercih etmeniz önerilir. Hatta pirinç, makarna, erişte ve unun da kepekli olanlarını kullanmak daha estetik cerrahilı olur. Sebze ve meyveler de posa içerir. Ancak posaları kabuk ve kabuğa yakın yerlerde bulunduğu için, soyulmadan yenilebilenleri iyi bir şekilde yıkadıktan sonra kabukları ile tüketmek her zaman için daha yararlı olur.
Diyete ilave olarak mutlaka spor da yapılması gerekir. Dünya estetik cerrahi Örgütü en çok tempolu yürüyüşü öneriyor. Bunun dışında; çok hafif tempoda koşma, bisiklete binme, yüzme, tenis, aerobik ve jimnastik tarzı kalbi çalıştıran sporlar yapılması da uygun görülüyor. Sporu asla ödev olarak görmeyin. Unutmayın amaç; metabolizma hızını düşürmemek, kilo verirken bir noktada ağırlığın sabit kalmasını önlemek, verilen kiloların kalıcı olmasını sağlamak ve en önemlisi estetik cerrahilı yaşama adım atmaktır. Sonuçta “1 saat” dediğimiz günün sadece % 4’üdür.
Uzman Diyetisyen M. Turgay Köse
Kilo fazlası olanlar genelde öğün atlayarak, hiçbir şey yemeyerek sonuç almaya çalışır. Böyle bir davranış, vücudu açlıktan ölme paniğine sürükler ve ‘kıtlık’ moduna geçen metabolizma yavaşlar, yağ yakmak yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama yoluna gider. Bu nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmaması ve 2.5 - 3 saatlik aralıklarla beslenilmesi gerekir.
Dünya estetik cerrahi Örgütü’nün 2000 yılı estetik cerrahi raporunda şişmanlık, “vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir estetik cerrahi sorunu” olarak tanımlanıyor. Aşırı besin alımı, yetersiz fiziksel aktivite, kalıtım, nöroendokrin etmenler, psikolojik sorunlar, cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı, sigarayı bırakma, alkol kullanımı gibi faktörlere bağlı olarak gelişen şişmanlık tek başına olduğu gibi komplikasyonları ile de yaşam süresini kısaltan ve yaşam kalitesini düşüren ciddi bir hastalık.
Komplikasyonları arasında ilk akla gelenler: Kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık... şeklinde sıralanabilir.
Çağımızın bu önemli estetik cerrahi sorununu çözmek için ne yapmalıyız? Her gün gazete, dergi, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçlarında onlarca “şok diyetler” ile karşılaşıyoruz. Genel ilkeleri benzer olmakla birlikte diyet mutlaka “kişiye özel” olarak hazırlanmalı. Çünkü herkesin metabolizması farklılıklar gösterir, tıpkı parmak izi gibi. Öte yandan kilo fazlası olanlar genelde aç kalarak, öğün atlayarak, hiçbir şey yemeyerek sonuç almaya çalışır. Böylesi bir davranış, vücudu açlıktan ölme paniğine sürükler ve “kıtlık” moduna geçen metabolizma yavaşlar, yağ yakmak yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama yoluna gider. Buna karşılık sık sık, azar azar beslenmek metabolizmayı hızlandırdığı gibi, yavaş yemeyi de sağlar. Aç kalmak ve öğün atlamak, bir sonraki öğünde hem hızlı hem de fazla yemek yenilmesine neden olur. O nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmamalı, 2.5 - 3 saatlik aralıklarla beslenilmelidir.
Katı margarin, tereyağı, kaymak, krema, mayonez, cipsler, soslar, kuruyemişler gibi enerji değeri yüksek, öte yandan hiçbir besleyici değeri olmayan yağlı yiyeceklerden, kızartma ve kavurma işlemlerinden olabildiğince kaçınmakta yarar var. Şeker ve şeker içeren besinler (bal, reçel, pekmez, hazır meyve suları, gazlı içecekler, tatlılar vs) kana tamamen ve hızla karışırlar. Pankreastan salınan insülin hormonu ile kan şekeri düşer ve tekrar tatlı yeme isteği doğar. Dolayısıyla şeker ve şeker içeren besinler kan şekerinde ani dalgalanmalara yol açarlar. Halbuki şeker tadından vazgeçemeyenler için üretilen, şeker yerine kullanılabilen, aynı tadı verebilen, estetik cerrahi açısından sakıncası bulunmayan, düşük kalorili veya kalori içermeyen yapay tatlandırıcılar ile kan şekerindeki dalgalanmaları ve tatlı isteğini ortadan kaldırmak mümkün olabilir.
Suyun; alınan besinlerin sindiriminden, metabolik atıkların dışarı atılmasına kadar her aşamada çok önemli görevleri bulunur. Bu nedenle günlük sıvı tüketimi arttırılmak gerekir. Katkısız, en iyi çözücü su olduğu için günde 8-10 bardak su içilmesi tavsiye edilir. Diyet yaparken çay, kahve, bitki ve meyve çaylarını şekersiz ya da en azından yapay tatlandırıcılar ile gazlı içeceklerin de light olanlarını tercih edin.
Ayrıca posalı yani lifli besinlerin tüketimi arttırın. Posalı besinler kan şekerini, kan basıncını (tansiyonu) ve kan kolesterolünü istenilen seviyede tutmaya yardımcı olur. Midede, su ile birlikte hacimlerinin 20 katı kadar şişerler; tokluk, doygunluk hissi sağlarlar. Ayrıca dışkılama sayısını ve sıklığını arttırırlar. Kabızlık şikayeti varsa ortadan kalkar, böylelikle kilo vermeye de yardımcı olurlar. Kalın bağırsak kanserinden koruyucu etkileri de mevcuttur. Bu yüzden haftada 2-3 kere kurubaklagil yemeği yenilmesi önerilir. Buğday ekmeği yerine kepek, çavdar, yulaf ekmeğini; pirinç yerine de bulguru tercih etmeniz önerilir. Hatta pirinç, makarna, erişte ve unun da kepekli olanlarını kullanmak daha estetik cerrahilı olur. Sebze ve meyveler de posa içerir. Ancak posaları kabuk ve kabuğa yakın yerlerde bulunduğu için, soyulmadan yenilebilenleri iyi bir şekilde yıkadıktan sonra kabukları ile tüketmek her zaman için daha yararlı olur.
Diyete ilave olarak mutlaka spor da yapılması gerekir. Dünya estetik cerrahi Örgütü en çok tempolu yürüyüşü öneriyor. Bunun dışında; çok hafif tempoda koşma, bisiklete binme, yüzme, tenis, aerobik ve jimnastik tarzı kalbi çalıştıran sporlar yapılması da uygun görülüyor. Sporu asla ödev olarak görmeyin. Unutmayın amaç; metabolizma hızını düşürmemek, kilo verirken bir noktada ağırlığın sabit kalmasını önlemek, verilen kiloların kalıcı olmasını sağlamak ve en önemlisi estetik cerrahilı yaşama adım atmaktır. Sonuçta “1 saat” dediğimiz günün sadece % 4’üdür.
Uzman Diyetisyen M. Turgay Köse
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)